ALLAH’IN HZ. MUSA’YA LUTFETTİĞİ DOKUZ MUCİZE

Hz. Musa İsrailoğulları’na elçi olarak gönderilen ve onları putperest dinlerini terk ederek gerçek din ahlakını yaşamaya davet eden kutlu bir peygamberdir. Allah Mısırlılar tarafından esaret altında tutulan İsrailoğulları’nı Firavun yönetiminden kurtarmak üzere peygamber olarak gönderdiği Hz. Musa’yı, tebliği boyunca kardeşi Hz. Harun’la ve birçok mucizeyle desteklemiştir. Kuran’da detaylı olarak bildirilen bu mucizelerden her biri, bunlara şahid olan kimseleri derinden etkilemiş, iman sahiplerinin ise imanlarının kuvvetlenmesine vesile olmuştur.

Hz. Musa İsrailoğulları’na elçi olarak gönderildiği dönemde, İsrailoğulları, Firavun yönetimindeki Mısır topraklarında yaşamaktaydı. Mısırlılar, ayetlerde bildirildiği üzere İsrailoğulları üzerinde kölelik yönetimi kurmuştu. Köleliğin sürmesi için İsrailoğulları’nı zorlamakta ve işkenceyle baskı altında tutmaktaydılar.

Böyle bir ortamda Allah baskıyı ve zulmü ortadan kaldıracak, insanlara mutlak hakimin Allah olduğunu hatırlatacak, hak din ahlakını anlatacak ve İsrailoğulları’nı esaretten kurtaracak bir elçi olarak Hz. Musa’yı göndermiştir. Allah, tebliğ yaptığı dönem boyunca Hz. Musa’ya yardımcı olarak da Hz. Harun’u seçmiş, aynı zamanda Hz. Musa’yı birçok mucize ile desteklemiştir. Okumaya devam et

HZ. MUSA’NIN KIZILDENİZ’İ GEÇİŞİNİN SIRRI

Hz. Musa ve ona tabi olanların, Mısırdan çıktıktan sonra izledikleri yol ve Kızıldeniz’i nasıl ve nereden geçtikleri tarih boyunca merak konusu olmuş ve bu konuda birçok bilimsel araştırma yapılmıştır. Geçtiğimiz günlerde yapılan araştırmaların sonucu, bu konunun aydınlatılmasına önemli bir ışık tutmuştur. Denizin yarılması mucizesi günümüzde bilimsel olarak da açıklanmaktadır.

Hayatı hakkında Kuranda, en fazla açıklama bulunan peygamberlerden biri Hz. Musa’dır. Yüce Allah, çeşitli ayetlerde Hz. Musa’nın doğumundan başlayarak, hayatının sonuna kadar yaşadığı tüm mücadeleyi detaylı olarak bildirmektedir.

Tarihi kaynaklara göre; Hz. Musa’nın en büyük mücadeleyi yaşadığı kişi ise, hiç şüphesiz Firavunlar arasında en zalim diktatörlerden biri olan 2. Ramses’tir. (Birçok tarihçi Hz. Musa döneminde yaşayan Firavunun, zalimce uygulamaları ile tanınan 2. Ramses olduğu konusunda hemfikirdir.)

2. Ramses’in kendi halkına ve topraklarında yaşayan diğer halklara uyguladığı zulüm, daha Hz. Musa doğmadan başlamıştır. Ramses’in zalimliklerinin en bilineni ise, Hz. Musa’nın doğduğu dönemde -büyücülerinin de yönlendirmesi ile- yeni doğan erkek çocukların öldürülmesini emretmesidir. Okumaya devam et

HZ. MUSA VE İLİM SAHİBİ KİŞİ’NİN YOLCULUĞU

Kuran’da birçok peygamberin kavmi ile olan mücadelesi detaylı bir şekilde anlatılır. Bu kutlu insanların davranışları, karşılaştıkları zorluklar ve buldukları çözümler, gösterdikleri güzel davranışlar müminlere örnek olarak verilir. Hz. Musa Allah’ın pek çok ayetle örnek gösterdiği bir peygamberdir.

Kendisinden ve hayatından Kuran’da en çok bahsedilen peygamber Hz. Musa’dır. Araf, Taha ve Kasas surelerinde Hz. Musa’nın hayatına dair çok detaylı bilgiler verilmektedir. (Harun Yahya, Hazreti Musa)

Tüm bu sure ve ayetlerde Hz. Musa’nın, çocukluğundan başlayarak Firavun’la olan mücadelesi, kavminin kötü davranışları ve onlara yaptığı tebliğ çok ayrıntılı bir şekilde aktarılmıştır. Örneğin Kehf Suresi’ndeki kıssada Hz. Musa ve beraber seyahat ettiği ilim sahibi bir şahıstan bahsedilmektedir. Bu olayların Hz. Musa’nın hayatının tam olarak hangi döneminde geçtiğini anlamak mümkün değildir. Muhtemelen Hz. Musa’nın İsrailoğulları ile birlikte Mısır’dan çıkmasından sonra gerçekleşen bir olay olabilir. Bu kıssanın en önemli özelliği ise, sembollerle dolu bir anlatım olması, Allah katından verilen bir ilim ve bu ilime sahip olan kişiyle, Hz. Musa’nın diyaloglarından söz etmesidir. Okumaya devam et

PEYGAMBER KISSALARININ ÖNEMİ

İnsanlık tarihine aynı zamanda peygamberler tarihi gözüyle de bakılabilir. Allah Kendi vahyini insanlara tarihin her döneminde elçileri vasıtasıyla ulaştırmıştır. Elçiler, insanlara Allah’ı anlatmış, onlara Rabbimizin sözlerini iletmişlerdir.

Kuran’da birçok peygamberin bu tebliğ mücadelesi detaylı bir şekilde anlatılır. Onların bu mücadele sırasındaki davranışları, karşılaştıkları zorluklar ve buldukları çözümler, gösterdikleri güzel davranışlar anlatılır. Allah, elçilerinin yaşadıklarını Kuran’da, insanlara örnek olması için aktarır. Onların mücadeleleri ve ahlakları şu anda yaşayan insanlar için de örnektir. Okumaya devam et

FİRAVUN’UN MISIR HAKİMİYETİ

Eski Mısır medeniyeti, aynı tarihlerde Mezopotamya’da kurulmuş şehir devletleriyle birlikte, tarihin en eski uygarlıklarından biridir. Mısır, döneminin en organize sosyal ve siyasi düzenine sahip devleti olarak bilinir. M.Ö. 3000’ler civarında yazıyı bulup kullanmaları, Nil nehrinden faydalanmaları, ülkenin çevresinin çöllerle kaplı olması ve doğal yapısı sayesinde dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunmuş olması, Mısırlıların sahip oldukları medeniyetin ilerlemesine büyük katkıda bulunmuştur.

Ancak bu uygarlık, Kuran’da inkar sisteminin en açık ve net tarif edildiği “Firavun yönetiminin” geçerli olduğu bir medeniyettir. Bu toplumun insanları Allah’a karşı büyüklük taslamışlar, hak dini inkar etmişlerdir. Sahip oldukları ileri medeniyetleri, sosyal ve siyasal düzenleri, askeri başarıları onları helak olmaktan kurtaramamıştır.Mısır tarihinin en önemli olayları ise, İsrailoğulları’nın bu ülkedeki varlıklarıyla ilgili olarak gelişmiştir.

İsrail, Hz. Yakub’un bir diğer ismidir. Hz. Yakub’un oğulları “İsrailoğulları” olarak bilinen, sonradan “Yahudi” olarak da anılan kavmi oluşturmuştur. İsrailoğulları’nın Mısır’a gelişleri ise Hz. Yakub’un küçük oğlu Hz. Yusuf zamanında olmuştur. Kuran’da Hz. Yusuf’un yaşamı Yusuf Suresi’nde detaylı bir şekilde anlatılır. Hz. Yusuf küçüklüğünden başlayarak bir çok sıkıntılar çekmiş, saldırılara ve iftiralara maruz kalmıştır. Daha sonra bir iftira sonucunda girdiği zindandan kurtularak, Mısır’da hazinelerin başına gelmiştir. Bunun ardından onun öncülüğünde İsrailoğulları Mısır’a girmeye başlamışlardır. Allah Kuran’da bu olayı şöyle haber verir:

Böylece onlar (gelip) Yusuf’un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: “Allah’ın dilemesiyle Mısır’a güvenlik içinde giriniz.” (Yusuf Suresi, 99)

Kuran’dan anladığımıza göre, ilk başlarda yukarıdaki ayette belirtildiği gibi barış ve güven içinde yaşayan İsrailoğulları zamanla Mısır toplumu içindeki statülerini kaybetmeye başlamışlar ve sonunda köle konumuna gelmişlerdir. Ayetlerden, Hz. Musa’nın geldiği dönemde İsrailoğulları’nın böyle bir konumda yaşadıkları görülmektedir. Hz. Musa, Kuran’da anlatıldığına göre “kölelikte bulunan bir kavmin” bir üyesi olarak Firavun’a gitmiştir. Firavun ve adamlarının Hz. Musa ve Hz. Harun’a karşı verdikleri şu kibirli cevap, bu konuda bizi bilgilendirmektedir:

Dediler ki: “Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki,onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar.” (Müminun Suresi, 47)

Ayetlerde bildirildiğine göre Mısırlılar İsrailoğulları üzerinde gerçek bir kölelik yönetimi kurmuşlardı. Kendi işlerinde hizmet için İsrailoğulları’nı kullanıyorlardı. Köleliğin sürmesi için onları zorlamakta ve işkenceyle baskı altında tutmaktaydılar. Mısır toplumu içinde İsrailoğulları’na yapılan baskı o kadar ileri gitmişti ki onların nüfusları bile denetim altında tutuluyordu. Kendileri için tehlikeli olacağını düşündükleri erkek nüfusunun artışına engel oluyor, hizmet için kullanacakları kadınları sağ bırakılıyorlardı. Allah, İsrailoğulları’na hitab eden ayetlerde bu gerçeği şöyle açıklar:
Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (Bakara Suresi, 49) Okumaya devam et

HZ. MUSA’NIN HAYATI

Hz. Musa bir önceki bölümde anlattığımız gibi çok zor bir ortamda dünyaya geldi. Dünyaya geldiği anda dahi hayatı tehlikedeydi. Firavun tüm yeni doğan erkek çocukları öldürüyor, kız çocukları ise kölelik yapması için sağ bırakıyordu. İşte, Hz. Musa böyle bir tehlike içinde kölelerin arasında öldürülme tehdidiyle yaşamaya başladı. Annesi de Hz. Musa için endişe ediyordu. Bu endişesi Allah’tan aldığı ilhama kadar da sürdü:

Musa’nın annesine: “Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız” diye vahyettik (bildirdik). (Kasas Suresi, 7)

Allah, Hz. Musa’nın annesine eğer korkarsa ne yapacağını söylemişti. Eğer Firavun’un adamları Hz. Musa’nın doğduğunu öğrenirse onu sandığın içine koyacak ve suya bırakacaktı. Hz. Musa’nın annesi aldığı vahiy doğrultusunda öyle de yaptı. Çünkü oğlunun hayatından endişe ediyordu. Hz. Musa’yı bir sandığa koydu ve akmakta olan Nil’in sularına bıraktı. Akıntının onu nasıl ve nereye götüreceğini bilmiyordu. Fakat Rabbimizin ilhamı ile, sonunda tekrar kendisine geri döneceğini ve peygamber olacağını biliyordu. Herşeyi yaratan ve onlara nizam veren Allah, onu ve Hz. Musa’yı da yaratmış, kaderlerinin nasıl olduğunu da ona bildirmişti. Allah daha sonra doğumuyla ilgili bu gerçeği Hz. Musa’ya şöyle hatırlatacaktı: Okumaya devam et

FİRAVUN’A YAPILAN TEBLİĞ

Allah, Hz. Musa ile Hz. Harun’u Firavun’a gitmeden önce uyarmış, daima Kendisini anmalarını ve bunda hiçbir şekilde gevşeklik göstermemelerini emretmiştir:

“Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın.” (Taha Suresi, 42)
Allah, Hz. Musa ve Hz. Harun’a Mısır’ın hakimi olan Firavun’a gitmelerini emretmiştir. Firavun’un kibir ve inkarında azmış durumda olduğunu bildirmiş, fakat yine de ona dini tebliğ ederlerken yumuşak bir üslupla konuşmalarını emretmiştir:

“İkiniz Firavun’a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.”

“Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.” (Taha Suresi, 43-44) Okumaya devam et

İSRAİLOĞULLARI’NIN NANKÖRLÜĞÜ

Büyücülerle olan karşılaşmasından sonra Hz. Musa uzun bir süre daha Mısır’da kaldı. Bu süre içinde Firavun’un Hz. Musa ve İsrailoğulları’na yönelik baskıları devam etti. Hz. Musa bir yandan Firavun ve onun baskılarıyla uğraşırken diğer yandan da İsrailoğulları’nı sabra davet ediyordu. İsrailoğulları’nın bir kısmı ise Hz. Musa’dan önce de sonra da baskı olduğunu ve değişen bir şey olmadığını söyleyerek, Hz. Musa’yı saygısız bir dille kendilerince eleştiriyorlardı:
Musa kavmine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.” dedi.

Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık.” (Musa:) “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek” dedi. (Araf Suresi, 128-129)

İsrailoğulları’nın Hz. Musa’ya karşı gösterdikleri bu saygısız tavır, gerçekte bu kişilerin manen oldukça zayıf olduğunun bir göstergesidir. Allah kendilerini Firavun zulmünden kurtarmak üzere bir peygamber göndermiş ve onlardan sabretmelerini istemiştir. İmanları zayıf olduğu ve akletmeyen kişiler oldukları için, bu sabrı göstermemiş, nankörlük ederek Hz. Musa’ya karşı yakınmaya, söylenmeye başlamışlardır. Oysa gerçek bir mümine yaraşan tavır, her şart ve ortamda Allah’a şükretmek, Allah’ın çizdiği kaderin her anına razı ve teslim olmaktır.

Bir mümin, Allah kendisine her neyi takdir ederse etsin -bu, sıkıntı, zorluk, açlık, baskı, işkence de olabilir- hep Bediüzzaman Said Nursi’nin ‘elhamdülillahi ala külli hal” (her halde iken Allah’a hamdolsun) sözleriyle ifade ettiği teslimiyetli ruh hali içinde olmalıdır. Maddi sıkıntıları mümin için büyük bir manevi lezzete çeviren de bu teslimiyet ve tevekküldür.

Hz. Musa kıssasında ise, Allah bizlere İsrailoğulları’nın büyük kısmının bu şuurdan yoksun olduğunu göstermektedir. İsrailoğulları’nın üstteki ayette belirtilen yakınmaları, ilerleyen bölümlerde inceleyeceğimiz gibi, daha sonraki dönemlerde Allah’a karşı nankörlük ve isyanlarla devam edecektir. Allah bunları bizlere birer ibret olması için öğretmektedir. Firavun’un inkarı nasıl büyük bir ibret ise, o dönemde yaşayan İsrailoğulları’nın zayıf imanları ve hastalıklı kalpleri de yine bizler için birer ibret vesilesidir.


Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.(İbrahim Suresi, 34) Okumaya devam et

MUSİBETLER DÖNEMİ

Allah, inkarda direten Firavun ve kavmine peş peşe çeşitli belalar musallat etti. Öncelikle Mısır’da büyük bir kuraklık dönemi başladı. Mısır için su son derece önemliydi. Kuraklık onların hayatlarını da tehdit ediyordu. Dolayısıyla elde edilen tüm tarım ürünlerinde büyük bir azalma ve kıtlık başgösterdi:

Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (Araf Suresi, 130)


Allah’ın Firavun ve kavmine takdir ettiği felaketlerden biri de “kıtlık”tı. yanda, açlık çeken Mısırlıları gösteren bir Eski Mısır freski.

Bu ayetten anlaşıldığına göre bu kıtlık dönemi yıllarca sürdü. Yani Hz. Musa büyücülerle yaptığı mücadeleden sonra daha yıllarca Mısır’da kalıp burada Allah’ın dinini anlattı. Bu dönem içinde Allah Hz. Musa’dan kavmine rahat ibadet edebilmeleri için evler yapmasını istedi. Bu şekilde inananlar hep birlikte olacaklardı:

Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: “Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri de müjdele.” (Yunus Suresi, 87) Okumaya devam et

İSRAİLOĞULLARININ BUZAĞIYA TAPMASI

Firavun ve askerlerinin suda boğulmasının ardından, Hz. Musa kavmiyle beraber güvenlik içinde yaşayacakları yere doğru yola çıktı. Ancak bu yolculuk sırasında, İsrailoğulları’nın çoğunun imani yönden çok zayıf ve sapkınlığa çok açık olduğunu gösteren alametler ortaya çıktı.Mısır halkının dini putperest bir dindi. Bir çok putları vardı. Orada yaşadıkları süre içinde İsrailoğulları da bu dinden etkilenmişlerdi. Her ne kadar ataları Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub’un kendilerine yol olarak bıraktıkları tevhid dinine mensup olsalar da, Allah’ı anmada zayıf oldukları için, putperest Mısırlıların kültürlerinden etkilenmişler, onların bazı sapkın adet ve anlayışlarını benimsemişlerdi. İsrailoğulları’nın putperestliğe gösterdikleri bu eğilim, yolda giderlerken putperest bir kavme rastladıklarında ortaya çıktı. Bazı Yahudiler bu putperest kavme akılsızca özenerek Hz. Musa’dan kendilerine de put yapmasını istediler:

İsrailoğulları’nı denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa’ya dediler ki: “Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap.” O: “siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz” dedi.

Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir. (Araf Suresi, 138-139)

Hz. Musa’nın kavmi içindeki bu putperestlik düşüncesi bundan sonra da ortaya çıkacaktı. Çünkü Hz. Musa’nın kavmi içinde Allah’tan gerektiği gibi korkmayan ve kolaylıkla inkara düşmeye eğilimli insanlar vardı. Okumaya devam et